Kadın, Japon dini geleneğinde yalnızca ritüelleri uygulayan bir figür değil, kutsal ile dünyevi dünya arasında bağ kuran temel bir unsur olarak görülmüştür. Antik dönemlerden itibaren “miko” figürüyle simgelenen bu gelenek, dişil maneviyatın alıcı ve taşıyıcı niteliği üzerine kuruludur. Japonya’da iki yıl süren alan araştırmasına dayanan bu eser, katılımcı gözlem ve dini gruplarla yapılan doğrudan görüşmelerden elde edilen birinci elden veriler sunmaktadır. Çalışma, kadının geleneksel Şinto yapısı içindeki rolünün modern dönemde nasıl dönüşerek yeni dinî hareketlere yön verdiğini ele almaktadır.
Özellikle Şintoizm kökenli yeni dinî hareketlere odaklanan kitap, bu hareketlerin kurucu kadın liderlerinin teolojik ve ontolojik konumlarını ayrıntılı biçimde incelemektedir. Meiji Restorasyonu sonrasında modern Japonya’da ortaya çıkan Miki Nakayama ve Nao Deguçi gibi karizmatik isimlerin yaşadığı kutsal tecrübe, kadın dini otoritesinin yeniden şekillenmesi bağlamında değerlendirilmektedir.